11/1/2008 - ANILARDA YOLCULUK

Bugün sizleri 1970'li yıllara götüreceğim. Yaşları bana yakın olanlar bilir anlatacağım konuyu.
Televizyonun yeni yeni çıktığı zamanlar kimse ne olduğunu bilmiyor, oraya o aletin içine o kadar insanın nasıl sığar merak ediyordu...
Ben daha 10 yaşlarındaydım bir tek kahvehanede televizyon vardı... Oraya gider camdan içeri bakardık tabi kafamızı uzatacak yer bulabilirsek. Bütün mahallenin çocukları aynı camın arkasındaydı. 
Önceden yoğurtları küpün içinde alırdık. Kahvehaneye yakın yerde satılırdı yoğurt. Benden bir yaş küçük kardeşimle ikimiz koca bir küp yoğurdu yer yiyemediğimizi buzdolabına saklar, yoğurt bitti, almaya gidiyoruz diye diye koşa koşa televizyon izlemeye giderdik. Çoğu zaman eve yoğurtsuz dönerdik
Babam baktı böyle olmuyor,çocuklar her akşam dışarı çıkyor, yağmurlu bir akşam eve televizyonla geldi. Aman Allahım ben ve kardeşim sevinç çığlıkları atıyorduk. Evin en baş köşesine televizyon koyuldu. Mahallede ikinci televizyonlu evdik! keşke olmasaydık. İlk akşam bizim evin bütün odaları insan kaynıyor, adım atılacak tek bir yer yok. Sonraki günlerde aynı. Daha sonraki günlerde aynı... Babam birde çay yaptırırdı, mahalledeki büyüklerde televizyon seyrediyordu çünkü. Koltukların tepelerinden, diğer odalara kadar santim boş yer kalmıyordu. Sinema salonu gibi birde çekirdek yiyorlardı...
Muhammed Ali'nin Foreman'la maçları olurdu sabah 4 yada 5'lerde akşam ki gibi olmasada yine kalabalıktı bizim ev. Çoğu zaman ben hiç televizyon izleyemezdim, odaya giremiyordum ki...
Bana kalsa kapıları sonuna kadar kapatıp kimseyi içeri almazdım ama babam öyle şeye izin vermezdi. Gündüz kavga ederdim bir daha bize gelmeyin diye akşam geldiklerinde kovardım tabi babam kaşını karartır, kızardı. Ama benimde hakkımdı televizyon seyretmek!
Zaten haftada iki gün yayın yoktu. Kardeşim ve ben televizyon kapanana kadar bekler İstiklal Marşı okunur televizyon kapatma yarışına girerdik. Kim erken davranırsa o kapatırdı. Her gece kavga yapardık sen kapattın ben kapatacaktım diye. Vedat'ın burnundan getirirdim. Ne günlerdi o günler. Kaçak dizisi varken televizyonda bizim ev ana-baba günü olurdu...
Pilli Bebek, Oyun Treni, Uzay Yolu... Bir gün haberlerde spiker Zafer Celasun'un öldüğünü duymuştukta ağlamaktan yemek yiyememiştik...
Ne güzeldi o günler, geri gelmez günler.
Sonra evlere teker teker televizyon girdi, kalabalık bölündü. Mahallede herkesin evine televizyon girmişti ama bu seferde eski komşuluk kalmamıştı...
Sohbetler azalmıştı geliş gidiş yavaşlamıştı...Herkesi zamanla esir almıştı. Tıpkı şimdiki gibi...!
|