Kendinize gelin beyler kendinize gelin! Hiç kimse kendi hırsları ve kendi çıkarları uğruna Türkiye üzerinden oyun oynamasın. Eğer yapacağınız şeyler ülkenin faydasına olacaksa lütfen devam edin. Eğer ülkenize zarar verebilecek oluşumlar içine girerseniz ve bu durumdan halkın, vatanın zarar görürse vebali çok ağır olur.
Türkiye o kadar büyük ve güçlü bir ülke ki, kolay kolay yıpranmaz; ancak sık sık karşılaştığı darbe söylemlerinden zarar görür. Bir başörtüsü gündemden düşmeden, peşinden başka olaylar patlak veriyor... Allah aşkına kime ne başörtüsünden? isteyen takar istemeyen takmaz. İçinde fesatlık olan bir insan, başörtüsünü çıkartınca fesatlığı geçecek mi?
Ülkemi zor duruma düşürmekten başka hiçbir işe yaramaz bu durum. Türkiye müslüman bir ülke ve müslümanlıkta başörtüsü de vardır...
Bu olaylar yüzünden malesef EXPO' yu kaçırdık. Aslında kaçan EXPO' nun ne olduğunu herkes bilmiyor,belki muhalefet de. Eğer İzmir seçilseydi milyonlarca dolar yağacaktı İzmir'e. Kazanan sadece İzmir olmayacaktı; Türkiye kazanacaktı, ama malesef kaçırdık.
Başka güzellikleri de kaçırmayalım. Herkes her şeye muhalefet olmasın. Bir olay oluyor ve hemen ardından uzmanlar! televizyona çıkıyor yorum yapıyor. Mesela deprem oluyor, herkes neredeyse deprem uzmanı kesiliyor! Bırakın Allah aşkına işi bilen konuşsun. Herkes her konuda uzman olamaz...
Ekonomide de durum böyle. Şu anda ters giden bir şeyler var. Ekonomi durgunlaştı, esnaf siftah yapmadan iş yerlerini kapatıyor... İnsanlar kara gözlüklerin arkasından bakmaya başlıyor. Halk nasıl geçineceğinin, eve nasıl ekmek götüreceğinin telaşına düşmüş.
Dün konuştuğum bir esnaf gözleri dolarak şunu anlattı: ''10 yaşındaki kızım bana: 'Baba, ben şimdi etüt almayayım, işler düzelince alırım' dedi. Çok üzüldüm çocuğumun karşısında ve zor duruma düştüm''. Malesef şu anda herkes böyle düşünüyor. Babalar çocuklarına karşı mahcup, başı önde duruyor.
Bu sıkıntıların dışında olanlar da var tabiki, onlar kaymak tabağını yiyenler...
Parti kapattırmak için uğraşanlar bilsinler ki, bu olay Türkiye'ye zarar veriyor; bilsinler ki, ekonomi tepetaklak gidecek; bilsinler ki Türkiye' nin yurtdışındaki imajı zedelenecek ve bilsinler ki, halk daha da fakirleşecek...
2000 krizini atlatmaya çalışan ekonomi belini düzeltemeyecek. Eğer tek Türkiye var olsun diyorsanız, vatanınızı gerçekten seviyorsanız, Türkiye'nin şahlanmasını istiyorsanız, en iyi bildiğiniz neyse birlik olup bu işin üstesinden nasıl kalkarız diye düşünerek, ortaklaşa çalışın ve kararları beraberce alın.
Sadece muhalefet yapacaksanız, yaptığınız her neyse Türkiye'ye zarar verecekse, lütfen susun, susun, susun!..
Bu vatan Kurtuluş savaşlarıyla kazanıldı. Atatürk, birlik beraberlik içinde halkıyla bütünleşerek, mücadelesini beraberce yaparak kazandı... Halktan uzaklaşmak, onların isteklerini, feryatlarını duymazlıktan gelmek kimseye fayda sağlamaz. Yaptığınız yanlışların cezasını sandıkta alırsınız, daha önce bu olmuştu.
Vatan haini olmadıktan sonra, A ya da B partisi değil mesele. İnsanlar geçim derdine düştü; ailesini nasıl geçindireceğinin derdine düştü. Ne yapılacaksa vatanı kalkındırma adına, bir an önce yapılsın...
Unutmayın ki; yapılanları ne halk affeder, ne Hak affeder.
İçinde bulunduğumuz bu durumu anlamaya çalışıyorum, neden insanlar dağlara çıkar, sebebi nedir? Neden kendi vatanında vatandaşlarından uzaktır, kabuklarını kırıp açılamıyorlar, neden neden neden? Bu soruların cevabını arıyorum. Kim neden askerine silah çeker, beynim öylesine dolu ki, gözlerimden yaşlar öylesine süzülüyor ki. Artık dur diyoruz canlarımızın canları yanıyor. İçimiz yanıyor. Bazen tarif edemezsin söz yetmez duygularını anlatmaya. Evlatlarımız şehit oluyor, gazi oluyor. Bu duruma gelmemizin sebepleri de geçmişte ülkeyi yönetenlerin yanlış politikaları, doğuyu, güneydoğuyu hep sürgün bölgesi ilan etmeleridir... Oradan çıkan milletvekilleri bile Ankara'ya gidince kendi memleketlerini unuttular, bölgelerini seçimden seçime ziyaret ettiler. Onları kendi kaderleriyle başbaşa bıraktılar. Kar yağdığında Bahçesaray 6 ay dünyayla ilgisini kopartırdı diğer doğu illeride aynı makus kaderi paylaşıyordu.
Kadınların söz hakkı olmadığı ve doğum kontrolünden bihaber oldukları için her sene bir çocuk doğuruyordu. Sefalet içinde kadınların esamesi bile okunmadı. Kızlar başlık parasına satıldı. Okulda zaten 1 den 5. sınıfa kadar aynı derslikte aynı öğretmenlerde eğitim gördüler... Gazetelerde okuyorduk öğrenciler okula ısınmak için tezek götürüyordu. Okul yok, yol yok , iş yok, aş yok, yok yok yok. Bunlar sayfalarca yazılsa yine eksik kalır. Bu durum dünde aynıydı bugünde aynı. Halbuki ülkemin her santimetrekaresi Türkiye'nindir. En doğusundan en batısına kadar TÜRKİYE'nindir.
İstanbul'a Ankara'ya İzmir'e gösterilen ilgi bölge ayırt etmeden her yere gösterilseydi, insanlar okutulsaydı eğitilseydi -ki bu devletin asli görevidir- bugün bu ülkenin vatandaşları kendi ülkelerine düşman olmazdı. Fabrikaların adları sadece temeli atılırken vardı, sonra boş alan olarak kaldı kimisi yarım kimisi hiç başlanmadı, çürümeye terkedildi. Milli servet çöpe gitti...
Bir aile çocuklarına sahip çıkmaz onları kendi başına bırakır ilgisini sevgisini göstermezse ne olur? Sen sahip çıkmazsan sahip çıkan çok olur. Çakallar karşı dağlarda bekliyor... Eğer geçmiş hükümetler doğuyu-güneydoğuyu sürgün bölgeleri görmeseydi bugün gençler dağa çıkmazdı. Hiç kimse rahatını bozup da sefillik ister mi? Bu durum artık değişecek ve değişmelidir de.
Son seçimlerde referandumlarda en çok oy doğu illerimizden geldi iktidar partisine. Ne yaptılarda böyle oldu. Geçmişte devleti yönetenlerin yapmadığını, onların yanında olduğunu onlara hissettirdi, onların başlarını okşadı, siz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşısınız dedi, yatırım yapmaya başladı, onların sofralarına oturdu yani önemsedi. E peki bu çok mu zordu da bunu yapmadı önceki hükümetler? Vatandaşlarını, çakallara emanet ettiler şimdi de teröristi dağdan indirmek için uğraş dur. Kandilde ki, Irak'ta ki bütün çapulcuları elbette yok ederiz buna gücümüz ziyadesiyle yeter. Ama bundan sonra onların dağa çıkmasını, çıkarılmalarını önlemeliyiz. Yapılması gereken aslında çok basit. İnsanların önemli olduğunu bilmesini sağlayacaksın. İş vereceksin, aş vereceksin, güvende olduğunu hissettireceksin.
Türkiye Cumhuriyeti sınırlarında yaşayan hiçbir vatandaş 'ötekiler' olmamalı. Yurdumun hiç bir bölgesi sürgün yeri değildir, 0lmamalıdır.Madem ki her santimetresi için şehit verdik ve vermeye devam ediyoruz, o halde tedbirler hemen alınmalı. Eğer ben İstanbul'da değil de doğunun her hangi bir köşesinde doğsaydım aynı şartlarda yaşasaydım, belki bende dağa çıkar onlar gibi olurdum. Aksini kimse iddia edemez.
Bir kaç senedir 'Haydi kızlar okula' kampanyaları başladı. Gençlere okul yolları açıldı. Eğitime öğretime ağırlık verilirse, kadınlara meslek kursları (ismek gibi) açılırsa ,oralara daha çok ziyaret yapılıp daha çok değer verilirse çakalları yanına bile yaklaştırmazlar.
insan olduğu hissedilirse Bayraklarına sarılıp yollara düşen Hakkari buna çok güzel örnek. O zaman birlik beraberlik sağlanır Türkiye güçlü bir devlet olur .Dünyada sözü dinlenirFakat
Amerika bu durumdan hoşlanmaz ama şu da biline ki bizde Amerika'dan hoşlanmıyoruz. Kendisini dünyanın hakimi sanıyor. 200 yıllık geçmişi olan bir devlet hakim sıfatında! Halbuki güçlü olmaya fidan ve çınar güzel bir örnektir. Fidan küçük bir rüzgarda eğilirken, çınar fırtınalara depremlere göğüs gerer ve dimdik ayakta kalır.
BLOĞUMA VATAN HAİNLERİ GİREMEZ;ŞİDDETLE YASAKLIYORUM.
Kitap Hakkında :
Dünyanın En Akıllı İnsanı Şimdi de‘Sadece Başbakan Okusun’ diyor!
‘Sadece Başbakan Okusun’ kitabı Kashna Dahi Fabrikası’nın kurucusu, Dünyanın En Akıllı İnsanı Erdal Demirkıran tarafından yazarın 8. kitabı olarak kaleme alınmıştır.
Yazarın ifadesine göre 2016 yılında yaşanmış gerçek bir hikayeden esinlenerek vücuda getirilen kitap, roman tadında yazılmıştır. Naravenya Cumhuriyeti’nin Başbakanı olan Barkudza, bir gün durduk yerde bir zarfın üzerinde ‘Sadece Başbakan Okusun’ yazan bir mektup alır, mektupta yazılanlar başbakanı çok etkiler. Bu yazışmalar esrarengiz bir şekilde tek taraflı olarak devam ederken, başbakan bambaşka bir insana dönüşür ve ülkesini dünyanın en muazzam gücü haline getirir.
Kitapta trafikten teröre, ekonomiden dış politikaya kadar yüzlerce soruna, akla biraz fazla uygun çözümler sunan yazara,
- Kitabınızı özetler misiniz?
diye sorduğumuzda,
- Bu kitap başbakana gelen o mektuptur!
diye cevap vermiştir.
Hikayesiyle büyüleyici bir etki bırakacağından hiç şüphe etmediğimiz bu kitap, içindeki 100’ü aşkın akıl almaz projeyle de okuyucusunu şaşkına çevirecektir.
Mart ayının 2.haftası piyasaya çıkacak olan, ‘Sadece Başbakan Okusun’ mevcut başbakana ya da bilinen herhangi bir başkana yazılmamıştır. Devlet yönetenlere yüzlerce yıl esin kaynağı olacağını düşündüğümüz bu kitap tüm insanlığa hitap etmektedir.
Okuyanların vereceği iki tür tepki olacağını tahmin eden yayınevi yetkilileri sözlerini,
- Eğer bu kitabı yöneticiler okursa, ‘Biz bunları neden yapmadık ya da yapmıyoruz?’ sorusunu soracak, kitabı yönetilenler okursa ‘Sahi bunlar neden yapılmıyor?’ diyerek şaşkına döneceklerdir.
diyerek noktaladılar.